QERS/AGIRÎ - Sürecin başarıya ulaşabilmesi için hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi ve yargı bağımsızlığının pekiştirilmesi gerektiğini belirten ÖHD’li Sertaç Çelikkaleli ve Ömer Kaya, yasa tasarısı için “Başarılı uygulanması halinde demokratikleşme sürecinde önemli bir geçiş mekanizması olabilir” dedi.
Dün Meclis Başkanlığı’na sunulan “çerçeve yasa” taslağının yankıları kamuoyunda devam ediyor. Ülke kamuoyunun ilk gündemi olan taslağa ilişkin Özgürlük İçin Hukukçular Derneği’nin (ÖHD) Qers ve Agirî’deki üyeleri ile konuştuk.
ÖHD Qers Şubesi üyesi Sertaç Çelikkaleli, taslakla birlikte yarım asırdır süren çatışmalı sürecin hukuki zemine taşındığını belirterek “Silahların devreden çıkmasını esas alan bir yasal çerçevenin oluşturulması, bugüne kadar ağırlıklı olarak güvenlik politikalarıyla yürütülen bir meselenin hukuk alanına taşınması bakımından olumlu bir adımdır" dedi.
ABDULLAH ÖCALAN’IN HUKUKİ STATÜSÜ
"Soruşturma ve infaz süreçlerinin belirli koşullar altında hukuki güvenceye bağlanması, belirsizliklerin azaltılması ve keyfi uygulamaların önüne geçilmesi açısından da değerlidir" diyen Çelikkaleli, "Ancak geçiş dönemi adaletinin temel ilkeleri yalnızca soruşturmaların ve infazların ertelenmesinden ibaret değildir. Hakikatin ortaya çıkarılması, mağdur haklarının gözetilmesi, toplumsal yüzleşme, demokratikleşme ve hukuk devletinin güçlendirilmesi de bu sürecin ayrılmaz parçalarıdır. Ancak sürecin yürütme organının takdirine bırakılması tartışma konusudur. Teklifin ana ekseni olan örgütün silah bırakması Milli Güvenlik Kurulu tarafından tespit edilmesine dayanıyor. Buna karşılık sürecin önemli bir kısmı yürütme organı ve güvenlik bürokrasisinin takdirine bırakılmış durumda. Oysa böylesine tarihsel bir sürecin güvenlik eksenli değil, hukuk eksenli yürütülmesi gerekir. Meclis'in daha etkin olduğu, yargısal denetimin güçlendirildiği ve toplumsal denetime açık mekanizmaların oluşturulduğu bir model hem hukuki güvenliği hem de toplumsal meşruiyeti artıracaktır. Taslak metinde Sayın Abdullah Öcalan'ın hukuki statüsüne ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmuyor, bu durum önemli bir eksiklik olarak değerlendirilebilir. Eğer hedef gerçekten kalıcı ve onurlu bir barış ise, hukuki düzenlemelerin de bu gerçekliği gözetmesi gerekir” diye belirtti.
'KAPSAMLI DEMOKRATİKLEŞME PROGRAMI' VURGUSU
Çözüm için kapsamlı bir reform programına ihtiyaç olduğunu söyleyen Çelikkaleli, şöyle devam etti: “Bu teklif mutlaka kapsamlı bir demokratikleşme programıyla desteklenmelidir. Başta TMK olmak üzere ceza kanunu dahil ifade ve örgütlenme özgürlüğünü sınırlayan düzenlemeler yeniden ele alınmalı, seçilmişlerin siyaset yapma hakkını güçlendiren reformlar hayata geçirilmeli, yerel demokrasi güçlendirilmeli, yargı bağımsızlığı pekiştirilmeli, temel hak ve özgürlükler evrensel hukuk standartları doğrultusunda güvence altına alınmalıdır. Demokratik siyaset kurumlarına düşen sorumluluk ise süreci günlük siyasi tartışmaların dışına çıkararak, toplumsal uzlaşıyı büyütmek, Meclis'i gerçek anlamda çözümün merkezi haline getirmek ve barış hukukunu toplumsal mutabakatla inşa etmektir. Bu nedenle teklif, nihai çözüm olarak değil, demokratik çözüm sürecinin ilk hukuki adımı olarak görülmeli ve bu doğrultuda geliştirilmelidir.”
'GEÇİŞ DÖNEMİ MEKANİZMASI OLABİLİR'
ÖHD Agirî Şubesi üyesi Ömer Kaya, taslağın yasalaşması halinde Türkiye’nin en kapsamlı hukuki düzenlemelerinden biri olma potansiyeli taşıdığını söyledi. Kaya, “Ancak böylesine önemli bir düzenlemenin başarısı, yalnızca kanun metnine değil, hukukun üstünlüğüne uygun, şeffaf, öngörülebilir ve eşit uygulamaya bağlı olacaktır. 'Örgütün fiilen sona erdiğinin tespiti', başvuruların değerlendirilme usulü, delil standardı, hak yoksunluklarının kaldırılma kriterleri ve yargısal denetim mekanizmaları daha açık ve öngörülebilir biçimde düzenlenmelidir. Aksi halde uygulamada farklı mahkemeler ve farklı savcılıklar arasında yorum farklılıkları doğabilir. Bu tür bir düzenleme yalnızca bir ceza hukuku reformu olarak görülmemelidir. Başarılı şekilde uygulanması halinde, Türkiye'nin demokratikleşme sürecine katkı sağlayabilecek önemli bir geçiş dönemi mekanizması olabilir" ifadelerini kullandı.
‘HUKUK DEVLETİ GÜÇLENDİRİLEMELİDİR'
Kalıcı demokratikleşme sürecinin sadece silahların susmasıyla değil hukuk devletinin güçlendirilmesiyle oluşabileceğini vurgulayan Kaya, şunları belirtti: “Yargı bağımsızlığının güvence altına alınması, temel hak ve özgürlüklerin etkin korunması, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün genişletilmesi, adil yargılanma hakkının güçlendirilmesi ve demokratik katılım kanallarının geliştirilmesiyle mümkün olacaktır. Ortadoğu, uzun yıllardır silahlı çatışmalar, siyasal krizler ve toplumsal kutuplaşmaların yoğun yaşandığı bir bölgedir. Bu nedenle Türkiye'de silahlı çatışma ortamının sona erdirilmesine yönelik hukuk temelli bir çözüm modeli, yalnızca ülke açısından değil, bölgesel istikrar bakımından da dikkatle takip edilecek bir gelişme olabilir. Kalıcı barışın tesis edilmesi, hukuk devleti ilkelerinin işletilmesini, farklı kimliklerin demokratik sistem içinde kendilerini ifade edebilmesini ve siyasal sorunların şiddet yerine demokratik siyaset yoluyla çözülebilmesini gerektirir. Bu yaklaşım, hem toplumsal güveni artırabilir hem de ekonomik ve sosyal kalkınmaya olumlu katkı sağlayabilir. Bu düzenlemenin tek başına yeterli olduğu söylenemez. Sürecin kalıcı başarıya ulaşabilmesi için hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, yargı bağımsızlığının pekiştirilmesi, temel hakların uluslararası standartlarda korunması ve mağdur haklarının gözetilmesi önem taşımaktadır. Böyle bir süreçte demokratik siyaset yürüten bütün aktörlere önemli sorumluluklar düşmektedir. Bu sorumluluklar, hukukun üstünlüğünü savunmak, şiddetten uzak demokratik yöntemleri esas almak, toplumsal diyalogu güçlendirmek, farklı görüşlerin demokratik zeminde ifade edilmesini desteklemek ve kutuplaştırıcı söylemler yerine uzlaşı kültürünü geliştirmektir. Sürecin kalıcılığı bakımından, hukuki düzenlemelerin açık, öngörülebilir ve demokratik meşruiyet temelinde oluşturulması büyük önem taşımaktadır."
MA / Serkan Satılmış