'Umut hakkı'nda sorumluluk hukukta mı siyasette mi? DOSYA

Paylaş:

HABER MERKEZİ - Türkiye’de "umut hakkı" konusu "sorumluluk siyasette mi hukukta mı" tartışmasına sıkıştırılıyor. Evrensel bir hak olan hakka dair Türkiye’ye verilen süre 4 ay sonra doluyor.

Türkiye'de ölüm (idam) cezasının kaldırılmasının ardından yerine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası getirildi. Ekim 2001’de yapılan yasal değişiklikle “savaş tehdidi ve terör suçları” haricinde ölüm cezası kaldırıldı. Ardından Ağustos 2002’de yalnızca “savaş ve çok yakın savaş tehdidi hallerinde işlenmiş suçlar” dışında kalan tüm suçlar için ölüm cezası kaldırıldı. 2001 yılında “terör suçları” dışında kalan ölüm cezaları; 2002’de ise tüm ölüm cezaları ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çevrildi. 14 Temmuz 2004 tarihli 5218 Sayılı Kanun, ölüm cezasını Türkiye mevzuatından tamamen çıkardı. Böylece ağırlaştırılmış müebbet hapis, Türkiye’de en ağır ceza olarak sistemde yer edindi.
 
1999’DAN ÖNCE
 
Ağırlaştırılmış müebbet infaz rejimi, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın dosyası kapsamında siyasal ve hukuki bağlam içerisinde şekillenerek, normatif olarak tanımlandı. Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirildiği 1999 yılında, idam cezası infaz edilmemekle beraber uygulamada idam cezasına mahkum edilenler dahil olmak üzere tek yargılama kapsamında cezaevlerinde 20 yıldan fazla cezaevinde tutulan kimse olmadı.
 
13 Temmuz 1965 tarihli 647 sayılı infaz yasasının şartla salıverilmeyi düzenleyen 19’uncu maddesi ile 11 Mart 1986 tarih ve 3267 sayılı yasanın geçici maddesine yapılan değişiklikle dönemin en üst ceza hadleri belirlendi. Buna göre; “Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ölüm cezalarının yerine getirilmemesine karar verilenler 30 yıllarını, müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler 20 yıllarını, diğer şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalara mahkum edilmiş olanlar hükümlülük süresinin 1/2’ni, çekmiş olup da Tüzüğe göre iyi halli hükümlü niteliğinde bulundukları takdirde, talepleri olmasa dahi şartla salıverilirler” şeklinde hükümler söz konusu.
 
1991 yılında 3713 sayılı yasaya eklenen geçici maddelerle kısmi af olarak tanımlanacak düzenlemeler yapıldı. Geçici madde 4 kapsamında, 8 Nisan 1991 tarihine kadar işlenen suçlar sebebiyle; politik suçlar isnat edilen tutsaklara ilişkin idam cezası 20 yıl olarak, müebbet hapis cezası 15 yıl şeklinde düzenlendi. Aynı düzenleme kapsamında 8 Nisan 1991 sonrası işlenen suçlara ilişkin idam cezası 36 yıl, müebbet hapis cezası için ise 30 yıl öngörüldü.
 
TÜRKİYE MEVZUATI VE UMUT HAKKI
 
Koşullu salıverme sürelerini düzenleyen Ceza İnfaz Kanunu'nun 107’nci maddesine göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası için 30 yıl, birden fazla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ve ilave fazla süreler için 36 yılın infaz edilmesi gerekir. Ancak Ceza İnfaz Kanunu'nda “Devletin güvenliğine karşı suçlar”, “Anayasal düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar" ve “Milli Savunmaya Karşı Suçlar” gibi "suçlarda" koşullu salıverilme hakkı tamamen kaldırıldı. Bu hüküm, "umut hakkı"nın yok edilmesine yol açtı.
 
Sonraki süreçlerde de TCK ve TMK gibi yasalarda yapılan kimi değişiklikler yapıldı. Böylece "ölüm cezaları" müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet cezasına dönüştürülen kişilerin koşullu salıverilme hükümlerinden yararlanamaz hale geldi. Söz konusu kişiler içini yasaya "ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası, hayatı boyunca devam eder” ibareleri eklendi.
 
AİHM NE DİYOR?
 
Böylece "terör suçları" bakımından "umut hakkı" kapsamında koşullu salıverilme hakkı kaldırılmış oldu. AİHM, bu noktada devreye giriyor. AİHM’in "Öcalan (No 2)" kararı, bu hakkın herkese sağlanması gerektiği, sağlanmamasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) işkenceyi yasaklayan maddesini ihlali anlamına geldiğini vurguluyor. Ayrıca bu noktada Türkiye mevzuatında, belirlenen “suç” tipleri açısından da yasal düzenlemelerin yapılması kararını içeriyor. 
 
ANAYASA 90’INCI MADDE
 
Türkiye, AİHS’in tarafı olarak AİHM’in yargılama yetkisini kabul etmiş ve AİHM kararları Türkiye için bağlayıcı nitelikte. Nitekim Türkiye Anayasası’nın 90’ıncı maddesi de uygulamada bir kanun hükmü ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin olan sözleşme hükümleri arasında bir uyuşmazlığın bulunması halinde, sözleşme hükümlerinin esas alınmasını zorunlu kılıyor.
 
AİHM’in 2014 yılında Abdullah Öcalan’a şartlı tahliye imkanı olmaksızın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesinin umut hakkını ihlal ettiği yönünde verdiği karar ile birlikte bu hak Türkiye'de tartışılmaya başlandı. AİHM, aynı kararları Emin Gurban, Hayati Kaytan, Civan Boltan hakkında da verdi. 
 
TÜRKİYE’NİN ‘İSTİSNA’ İDDİASI ÇÖKTÜ
 
AİHM, "umut hakkı" ile ilgili şuana kadar 4 isim hakkında ihlal kararı verse de bu hak Türkiye’de binlerce tutsağı kapsıyor. 16-18 Temmuz 2024 yılında Cenevre’de düzenlenen İşkenceye Karşı Komitenin 80. oturumunda konuşan Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdür Yardımcısı Fatih Güngör, ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü kişi sayısının cezaevi genel nüfusunun yüzde 1,24 oranında olduğunu belirtti.
 
Fakat bu değerlendirmenin yalnızca kesinleşmiş hükümlüleri kapsadığı, soruşturma ve kovuşturma aşamasındakileri içermediği; dolayısıyla ülke çapında toplam etkiyi tam yansıtmadığı da görülüyor. Bu oran neticesinde alana özgü çalışma yürüten sivil toplum örgütlerinin Türkiye’de 4 binden fazla hükümlüye tekabül ettiği yönünde değerlendirmelerde bulundu.
 
Türkiye’nin bugüne kadar bir istisna olarak öne sürdüğü umut hakkının uygulanmaması meselesi, bu veriler doğrultusunda bir istisna değil, binlerce kişiyi ilgilendiren genel sistemsel bir sorun olduğunu ortaya koyuyor.
 
KOMİTENİN SON KARARI 
 
AİHM kararı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne taşındı. Komite, çeşitli tarihlerde Türkiye’ye gerekli adımları atması için süre verdi. En son 2025 Eylül ayında açıkladığı kararda, fazla gecikmeden Türkiye’yi adım atmaya çağırdı. Ancak komite, “Gurban Grubu” dosyası kapsamında ilk kez müebbet hapis cezası verilmesinden itibaren 25 yıl sonra inceleme yapılmasını sağlayan mekanizmaların olması gerektiğini belirtti. Bu noktada Meclis’te kurulan süreç ile ilgili komisyonun bu kapsamda kullanılabileceğine işaret etti. Aynı kararda, 2026 Haziran ayına kadar Türkiye'ye süre verildi. Ancak gelinen aşamada henüz Türkiye tarafından atılmış bir adım bulunmuyor.
 
SİYASET NE DİYOR?
 
Kürt sorununun demokratik çözümünün tartışıldığı bugünlerde umut hakkı yeniden gündemde. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 22 Ekim 2024 tarihinde Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmada, Abdullah Öcalan’ın çağrı yapması halinde umut hakkından yararlanabileceğini ve DEM Parti Meclis Grubunda konuşabileceğini söyledi. Abdullah Öcalan, 27 Şubat tarihinde Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile PKK’ye silah bırakma ve fesih çağrısı yaptı. Örgüt de bu çağrıyı yerine getirdi.
 
Bahçeli, 3 Şubat 2026 tarihinde de Abdullah Öcalan’ın umut hakkını da kapsayan, "Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmet'ler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir" açıklaması yaptı. 
 
Mecliste kurulan komisyon ise, açıkladığı raporda umut hakkına yer vermeyerek, AİHM kararlarının uygulanması gerektiğine işaret etti. DEM Parti, umut hakkının sağlanması konusunda gerekli yasal düzenlemelerin yapılması çağrısında bulunurken, CHP ve diğer partiler umut hakkından bahsetmeyerek AİHM kararlarının uygulanması yönünde tavır koyuyor.
 
AKP ise, umut hakkı ile ilgili 4 binden fazla kişiyi kapsayan hak için “şahsa özel düzenleme” olmayacağını belirtiyor.
 
YARGININ TAVRI
 
Adalet Bakanı Akın Gürlek, mevzuatta umut hakkının olmadığını belirterek, takdirin Meclis’te olduğunu söyledi. Gürlek, aynı zamanda “şahsa özel düzenleme” olmayacağını vurguladı. Bir önceki Adalet Bakanı Yılmaz Tunç da benzer açıklamalarda bulunmuştu.
 
Türkiye Anayasası, AİHM kararlarının uygulanmasını hükmederken, AİHM kararları şu ana kadar siyasi iktidarın bariyerlerine takıldı. Umut hakkı, evrensel bir hukuksal hak olarak süreçlere indirgenebilir mi, yoksa süreçlerden bağımsız bir hak olarak hukukun gereği olarak uygulanacak mı? Türkiye’ye Haziran ayına kadar süre verildi. Bugüne kadar sunduğu Eylem Planları’nda yer verdiği “adımları” ve “gerekçeleri” kabul edilmedi. Türkiye’yi umut hakkı bağlamında kritik süreçler bekliyor.
 
*Bu haberde, Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı’nın (TOHAV)  Şubat 2026’da yayımladığı “Türkiye’de Umut Hakkının Hukuki ve Fiili Görünümü: Ağırlaştırılmış Müebbet İnfaz Rejimi” raporundan yararlanılmıştır.
 
Yarın: Hangi yasal adımlar atılmalı?
 
MA / Diren Yurtsever
İlgili Haberler
Nobel Ödüllü Jody Williams: Abdullah Öcalan gibi liderlere ihtiyacımız var
Nobel Ödüllü Jody Williams: Abdullah Öcalan gibi liderlere ihtiyacımız var

Nobel Barış Ödüllü Jody Williams, Türkiye’deki sürecin iyi ilerlemesinin dünya için bir örnek olacağını belirterek, “Abdullah Öcalan gibi liderlere ihtiyacımız var” dedi.

ÖHD Mersin Eşbaşkanı Sürecin hızlı ilerleyebilmesi için 'umut hakkı' uygulanmalı
ÖHD Mersin Eşbaşkanı Sürecin hızlı ilerleyebilmesi için 'umut hakkı' uygulanmalı

AİHM'in Abdullah Öcalan hakkında verdiği "umut hakkı" ihlali kararına işaret eden ÖHD Mersin Şube Eşbaşkanı Lokman Şaman, "Sürecin daha sağlıklı ve hızlı ilerleyebilmesi için kesinlikle umut hakkının tanınması gerektiği kanaatindeyiz" dedi.

ÖHD'li Köçer: Türkiye hukukun gereği umut hakkını uygulamak zorunda
ÖHD'li Köçer: Türkiye hukukun gereği umut hakkını uygulamak zorunda

AİHM'in Abdullah Öcalan hakkında verdiği "umut hakkı" ihlali kararına işaret eden ÖHD'li Erol Köçer, "Türkiye uluslararası hukukun gereği olarak umut hakkını uygulamak zorundadır" dedi.

Çocukları ağırlaştırılmış müebbet alan anneler: Adım atılmalı <font color=#ff0000> DOSYA </font>
Çocukları ağırlaştırılmış müebbet alan anneler: Adım atılmalı DOSYA

Çocukları ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan anneler "umut hakkı" için adım atılmasını bekliyor. Tutsak Ali Nergiz ve Cebrail Ancar’ın anneleri, düzenleme yapılması halinde sürece olan inançlarının artabileceğine işaret etti.

Michael Löwy: ‘Umut hakkı’ Kürt halkı için özgürlüğe giden ilk adımdır
Michael Löwy: ‘Umut hakkı’ Kürt halkı için özgürlüğe giden ilk adımdır

“Umut hakkı”nın uygulanması için Türkiye’ye çağrı yapan dünyaca ünlü 33 düşünürden olan sosyolog Michael Löwy, “’Umut hakkı’, Kürt halkı için tam özgürlüğe giden yolda atılan ilk adımdır” dedi.