İSTANBUL - Sürecin en çok işçiler tarafından desteklemesi gerektiğini belirten Dev Yapı İş Genel Başkanı Özgür Karabulut, “İşçiler insanca yaşamak istiyorsa barışın sağlanması için mücadele etmek durumunda” dedi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihindeki çağrısıyla başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci üzerinden bir buçuk yıl geçti. Ancak Türkiye, süreç bağlamında herhangi bir somut adım atmadığı gibi 2026 yılı için savunma ve güvenlik sektörüne toplam 2 trilyon 155 milyar TL ödenek ayırdı.
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Devrimci Yapı, İnşaat ve Yol İşçileri Sendikası (Dev Yapı İş) Genel Başkanı Özgür Karabulut, konuya dair değerlendirmelerde bulundu.
‘ÇÖZÜM REFAHI YÜKSELTİR’
Barışın gerçek karşılığının kaynakların emekçilere ve halka aktarılması olduğunu belirten Karabulut, Kürt meselesinin çözülmesi halinde tüm kesimlerin yaşam koşullarında refaha ulaşacağını söyledi. Karabulut, “İnsanca bir yaşam olacak. Kürt sorunu birçok sorunu da beraberinde getirdiği için çözülmesi gerekiyor. İstihdam politikalarından göç meselesine, çevre meselesinden ekolojiye, tarım politikalarından üretime kısaca her şeyi belirleyen bir unsur. O anlamda bunun çözülüyor olması ve çözümüne dair adımların atılıyor olması işçiler, emekçiler açısından da rahatlamanın, başka bir dünyanın gelişmesine fayda sağlayacak ve gelişmesinin önünü açacaktır” dedi.
SAVAŞ BÜTÇESİ VE BARIŞ
Türkiye ve Kürdistan’ın kendine yetebilen kaynaklarının savaşa ve ranta ayrıldığını vurgulayan Karabulut, “Savaşın, çatışmanın, kutuplaşmanın olduğu yerde toplum kendi demokratik taleplerini isteyemez. Ya da bu demokratik talepler öne çıkarıldığında savaş ve çatışma perdesiyle görünmez kılınır. Devletin resmi kaynaklarında da milyarlarca dolar bütçe dolaylı yoldan güvenlik gerekçesiyle savaş sermayesine ayrılmış durumda. Bu toplumun ihtiyaçlarına, eğitime, sağlığa, gençliğe, çocuklara, kadınlara ayrılabilecek bir bütçeyken, savaşa ayrılıyor. Ama bu durum devam eden barış sürecinin nihayete ermesiyle doğrudan topluma yansıyabilir. Bu yüzden barış talebinin yükselmesi gerekiyor” dedi.
SAVAŞ BÜTÇESİ NERELERE AKTARILIYOR?
Yoksullaşmanın en temel unsurlarından birinin savaşa ayrılan bütçe olduğunun altını çizen Karabulut, “Bu direkt olarak harcanan rakamlar bir de örtülü olarak harcananlar var. Mesela iktidar, özel savaş politikalarıyla toplumu demokratik mücadelenin dışına itmek için milyonlarca bütçe kullanıyor. Güvenlik gerekçesiyle Kürdistan'ın birçok alanına barajlar inşa ettiler, bunların hepsi para demek. Bizim vergilerimizden çıkan bu paralar, iktidarın çözümsüzlükte ısrar etmesiyle özel savaş politikalarına gitti. Bu durum yalnızca Türkiye iç işleriyle ilgili bir durum değil. Yaklaşık 15 yıldır Suriye'ye milyonlarca dolar para gidiyor. Türkiye orada da militarist güçleri destekliyor. Yine Afrika'da paramiliter güçlere milyarlarca dolar para aktarılıyor. Bu, Türkiye halklarına yoksulluk, işsizlik ve güvencesizlik olarak dönüyor” diye belirtti.
‘DEVLET KÜRDİSTAN’DA KAYNAKLARI YOK EDİYOR’
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Kürdistan’daki geçim kaynaklarının devlet tarafından yok edildiğini vurgulayan Karabulut, “Örneğin Kürdistan’ın en büyük geçim kaynağı olan tarım yok edilmiş durumda. Orada tarımla geçimini sağlayan toplum toprağını işlemeyince, hayvanını otlatmayınca, hayvancılık yapamayınca büyük şehirlere ucuz iş gücü olarak geliyor. Çoğu işçi kamyon kasalarında, inşaatlarda iş cinayetlerine kurban gidiyor. Kürdistan kentlerinde işsizlik yüzde 60 ile 70 düzeylerine gelmiş durumda. Devlet orada istihdam meselesini politik bir argüman olarak kullanıyor. Toplumu, domine edeceği ve kendi yedeğine çekebileceği bir duruma getiriyor. Bunu yaparak Kürt halkının özgürlük mücadelesini boğup Kürdistan'ı insansızlaştırarak, üretimden koparıyor” dedi.
Karabulut, Harran Ovası ve Dicle Fırat Havzası’nda elektrik üretildiğini ancak köylülerin elektriği kullanmak için yüksek miktarlarda ödemeler yapmak zorunda olduklarını söyledi.
'YASAL ADIMLAR ATILMALI'
Süreç kapsamında emek, barış ve demokrasi güçlerine önemli bir rol düştüğünü ifade eden Karabulut, “Şu anda devlet ve Kürt Özgürlük Hareketi arasında bir müzakere süreci var. Biz de müzakere sürerken, mücadeleyi yükselten tarafta olmalıyız. Seyirci pozisyonunda ve edilgen değil, barış sürecinde özneleşen bir tutumun gelişmesi lazım. Bugün 100 yıllık bir sorunun çözümü için adımlar atılıyor. Artık inkar edilen Kürt halkının varlık sorunu ortadan kalkmış durumda. Bunun anayasal güvencesi için de yasal adımlar atılmalıdır. Ama bunun yanı sıra çözümsüzlüğün yarattığı çoklu kriz de var. Ekonomik, ekolojik, toplumsal kriz ve benzeri… Bu krizleri ortaya çıkaran nedenler kalkmadığı sürece ve Kürt halkının hakları anayasal güvenceye alınmadığı taktirde toplumda başka krizler ortaya çıkacaktır” diye konuştu.
‘BÜTÇENİN İŞÇİYE GELMEDİĞİ KESİN’
Karabulut, “İşçi ve emekçiler, insanca yaşamak istiyorsa barışın sağlanması için mücadele etmek durumunda. Bugün yoksulsak bunun temel sebeplerinden bir tanesi savaş. Asgari ücret bu kadar düşükken, savaş uçaklarına ve savaş sanayisine milyarlarca dolar ayrılabiliyor. Ülkede bir bütçe var ama bu bütçenin nereye aktarıldığı ve nereye gittiği önemli. Bunun işçilere ve topluma gelmediği kesin” dedi.
‘MERMİNİN FİYATINI BİLMEK ZORUNDA DEĞİLİZ’
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Bir merminin fiyatı nedir, bunu biliyor muşunuz” sorusunu hatırlatan Karabulut, “Biz bir merminin fiyatını bilmek ve mermiye fiyat biçmek durumunda değiliz. Ama ekmeğin 20 lira değil de 5 lira olması, elektrik faturaları ve kiraların daha ucuzlaması, düşen alım gücünün yükselmesi için mücadeleyi yükseltme sorumluluğuyla karşı karşıyayız. İnşaat kolunun yüzde 60, 70’i Kürt emekçilerden oluşuyor. Çantası sırtında şantiye şantiye gezerek güvencesiz koşullarda çalışıyorlar. Bu sürecin hayata geçmesi durumunda çalışan emekçinin kendi topraklarında en azından güvenceli bir yaşama kavuşmasına vesile olacaktır. En önemlisi de sendikal örgütlenmenin önündeki engeller de kaldırılacağı için çalışma, yaşam ve barınma koşullarına dair daha fazla söz söylenecek” ifadelerini kullandı.
MA / Roza Arpa