HABER MERKEZİ - DAİŞ tehdidinin uluslararası hukuki mekanizmaların işlememesi nedeniyle çıktığını söyleyen Margaret Owen, uluslararası toplumun dünyanın her yerinde sesini yükseltmesi gerektiğini belirterek, “Kürtlere ve Öcalan’a çok şey borçluyuz” dedi.
HTŞ, DAİŞ ve Türkiye’ye bağlı grupların 6 Ocak’tan bu yana Rojava’ya dönük saldırıları devam ediyor. İki taraf arasında son olarak dünden itibaren geçerli olmak üzere 15 günlük bir ateşkes ilan edildi. Önceki ateşkesler sürekli olarak HTŞ tarafından ihlal edilirken, uluslararası koalisyon ve bağımsız kuruluşların söz konusu ihlallere dair yeterli bir açıklaması ya da somut bir adımı olmadı.
Uluslararası arenada ise Rojava’ya dönük saldırılara tepkiler büyüyor ve Kürtler ve dostları tarafından çeşitli eylemlerle protesto ediliyor. Uzun yıllardır Kürt Özgürlük Hareketi’ni takip eden ve destekleyen, İngiliz hukukçu Margaret Owen da saldırılara tepki gösteren isimlerden.
‘ROJAVA SAHİP OLDUĞUMUZ TEK UMUT’
Mezopotamya Ajansı’na saldırıları ve uluslararası sessizliği değerlendiren Margaret Owen, saldırılar esnasında bir kadın savaşçının cenazesinin bir binadan atılmasına değinerek yaşananların cinsel şiddet olduğunu söyledi. Margaret Owen, dünyadaki her ülkenin Rojava’nın sadece Kürtler için değil her milletten insan için hayranlıkla bakması gerektiğini vurgulayarak, “Ve şimdi Halep’in dışındaki köylerde 200 binden fazla yerinden edilmiş insan var. Ve şu anda dondurucu bir hava var, elektrik yok, ışık yok, hiçbir şey yok. Ve dünya sessiz. Bu kadar cehaletin nasıl olabildiğini anlamıyorum. Pek çok insan ne hakkında konuştuğumu bile bilmiyor. Oysa bu sahip olduğumuz tek umut. Kürt kadın devriminin bu modeli; eğer herhangi bir istikrar istiyorsak, gezegenimizi kurtarmak istiyorsak ve savaşı durdurmak istiyorsak, dünyadaki her ülke için bir modeldir.
Türkiye ve İngiltere ilişkilerine değinen Margaret Owen, “Burada Parlamento’da sürekli toplantılar yapıyoruz. Haftada neredeyse iki ya da üç kez toplantılardayım. Çoğu zaman Türkiye ve İngiltere'nin desteğinden bahseden tek kişi ben oluyorum. Biz (İngiltere) Türkiye’nin pis, kirli işlerini Londra sokaklarında yapıyoruz. Bu ülkede, PKK üyesi bile olmayan Kürtleri fiilen eziyor, yargılıyor ve mahkûm ediyoruz. Ve biliyorsunuz ki bizim İşçi Partisi hükümetimiz HTŞ’yi listeden çıkarmak istedi ama PKK’yi listeden çıkarmıyoruz. Oysa PKK her halükârda feshedilmiş durumda” dedi.
YPJ’YE KATILMAK İSTERDİM
Margaret Owen, “Neredeyse 94 yaşındayım. Eğer daha genç olsaydım, YPJ’ye katılmak isterdim. Rojava’ya katılmak için koşarak giderdim. Bu yüzden Londra’da otururken yapabileceğim tek şey, bulabildiğim her yerde konuşmak” diyerek Türkiye dahil olmak üzere Kürt halkının herkes için adil yaşam hakkı istediğini ifade etti.
‘CİHATÇI REJİMLERİN HEPSİ KADINLARI HEDEF ALIYOR’
Birleşmiş Milletler’in (BM) artık “güçsüz” olduğunu söyleyen Margaret Owen, Şara’nin “Geçici Hükümet Başkanı” olarak ilan edildiğini ancak hemen öncesinde yaşanan insanlığa karşı suçlara dair sessiz kalınmasına tepki gösterdi. Margaret Owen, “Bu tür cihatçı rejimlerin hepsi kadınları hedef alıyor, çünkü insanların kültürel kimliğini yok etmenin yolunun kadınları hedef almak olduğuna inanıyorlar; Onlara tecavüz ederek, zorla hamile bırakarak ya da buna benzer şeylerle. Yaşananlar korkunç. Bu yüzden artık sivil toplumun dünyanın her yerinde sesini yükseltmesi gerekiyor. Ve biz de bunu yapmaya çalışıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz” dedi.
‘TÜRKİYE BİR TERÖR DEVLETİDİR’
Türkiye’nin HTŞ ve DAİŞ’e bağlı gruplara açıkça destek vermesine tepki gösteren Margaret Owen, “Türkiye’nin kendisi, İsrail gibi, bir terör devletidir. Türkiye bir terör devletidir. Ve burada bir paralellik var: hem İsrail’de hem de Türkiye’de bizim hükümetimiz, ticaret yaparak, silah satarak, müttefiklerle konuşarak bu iki terör devletine hizmet ediyor. Öte yandan, tüm uluslararası odak Gazze’de, oysa Suriye’ye de odaklanılması gerekir” şeklinde konuştu.
Cezaevinde tutulan DAİŞ’lilerin gruplar tarafından serbest bırakılmasına konuşan Margaret Owen şunları söyledi: “Görüyoruz ki QSD bu hapishaneleri yıllardır kontrol ediyor ve şimdi yaşanan bu tehdit, hukuki mekanizmalar bugüne kadar işlemediği için ortaya çıktı. Şimdi çok sayıda DAİŞ’li serbest bırakıldı ve Hol kampı artık DAİŞ’li kadınlar tarafından bile yönetiliyor. Ama biz, İngiltere olarak onları burada yargılanmaları için geri getirmeliyiz ve kendi umarım adil olan adalet sistemimiz ve adil soruşturmalarımız yoluyla, DAİŞ altında işlenen bu korkunç uluslararası savaş suçlarından kimlerin suçlu olduğunu ve kimlerin kandırılmış masum çocuklar olduğunu, asla vatandaşlıkları ellerinden alınmaması gereken kişiler olduğunu ortaya koymalıyız. Onları geri getirmemiz gerekiyor. Ve eğer onları ‘burada güvenlik riski olur’ diye geri getirmediğimizi söylersek, onları orada bırakıp yeniden DAİŞ tarafından devşirilmelerine izin verirsek herkes için çok daha büyük bir güvenlik riski oluştururlar. Onları orada bırakarak DAİŞ’i desteklemiş oluyoruz. Bu yüzden, bu da başka bir mücadele: onları geri getirmeliyiz.”
‘KÜRTLERE VE ÖCALAN’A ÇOK ŞEY BORÇLUYUZ’
Margaret Owen, tüm dünyanın Kürt kadın devriminin modeline bakması gerektiğini belirterek, “Tüm dünyanın Abdullah Öcalan’ın yazılarını ve felsefesini okumasını, Abdullah Öcalan’ın İmralı’daki 26 yıllık esaretinden özgür bırakılmasını ve bu masalarda oturabilmesini istiyorum. Bu yazılar diğer ülkeler için kadınların güçlendirilmesinin ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin her demokratik ve özgür toplumun vazgeçilmez temel yapı taşları olduğunu anlamaları açısından büyük, yeni ve benzersiz bir imkân. Bu yüzden Kürtlere ve Öcalan’a çok şey borçluyuz” dedi.
MA / Hîvda Çelebi