Eşber Yağmurdereli: Silah bırakanlar topluma katılmalı, Abdullah Öcalan özgür olmalı

Paylaş:

İSTANBUL - Silahların imha edildiği 11 Temmuz’daki töreni “50 yıllık mücadelenin dönüm noktası” olarak nitelendiren Eşber Yağmurdereli, “Abdullah Öcalan'ın derhal özgürlüğe kavuşması gerekir. Artık burada ayak sürecek, erteleyecek bir şey kalmamıştır” dedi.

Kürt halkının özgürlük için 50 yılı aşan mücadelesi, Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile birlikte büyük bir dönüşüm yaşadı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihindeki çağrısının ardından kendini fesheden PKK’nin silahlı mücadeleyi sonlandırma kararı, farklı bir yönteme geçişin ana adımı oldu. Sürece ivme kazandırmak amacıyla 11 Temmuz’da düzenlenen silah imha töreni ile de bu dönüşümdeki kararlılık net bir şekilde ortaya konuldu. 
 
 
Kürt Özgürlük Hareketi’nin bu tarihi adımı kapsamında düzenlenen törene yüzlerce kişi tanıklık etti. İnsan hakları savunucusu ve hukukçu Eşber Yağmurdereli de, uzun yıllar Kürtlerin özgürlük yürüyüşünü takip ettiği gibi bu törene de tanıklık etti. Eşber Yağmurdereli, “50 yıllık mücadelenin en önemli dönüm noktalarından biri” dediği töreni Mezopotamya Ajansı’na değerlendirdi.  
 
PKK’NİN KURULUŞUNA TANIKLIK 
 
Kürt sorununa dair bilgi sahibi olma halinin 1960'lı yıllara dayandığını belirten Yağmurdereli, “Kürt meselesi diye Kürt sorunu diye bir sorunun olduğunu o zamanki arkadaşlarımızdan tartışarak öğrenmiştik. Türkiye Devrimci Hareketi henüz bu meselenin ayrıntılarını bilmiyordu. Dolayısıyla o yıllarda her devrimci gibi çok yakından ilgilenmeye başladık” dedi.
 
Cezaevlerinde uzun yıllar PKK'nin öncü kadrolarıyla aynı koğuşlarda kaldığını dile getiren Yağmurdereli, “Hapishane yıllarımda PKK’den birçok arkadaşımla beraber kaldım cezaevinde. İlk kaldıklarım Bazîd (Doğubeyazıt'taki) olaydan dolayı benim de bulunduğum Samsun Cezaevi’ne gelen PKK'li arkadaşlardı. Daha o zaman PKK'nin kuruluşu ilan edilmemişti. Ama o kuruluş tartışmalarını çok yakından izledim.. Zaten 70'ten 71'den itibaren Yani bir Kürt hareketinin kurulması gerektiğini o zaman hepimiz yadırgamıştık böyle bir öneriyi, böyle bir girişimi. Çünkü hep şöyle düşüyorduk; ‘Bir devrimci hareket oluşturacağız. Değim yerindeyse kaba haliyle, o zaman Kürt de kurtulacak. Türk de kurtulacak.’ Abdullah Öcalan yakın çevresinde bunun böyle olmadığını ifade ediyordu. Çünkü Kürtlerin bağımsız bir hareket geliştirmedikleri zaman kendilerinin devrimci güç olarak tarih sahnesinde öne çıkmayacaklarını haklı olarak söylemişti. Haklılığı daha sonraki yıllarda anlaşıldı. Daha sonra Bursa Cezaevi’nde aşağı yukarı mahpustaki yıllarımın sonlarına doğru 13-14 yıl civarında birçok arkadaşla beraber tutuldum. Bursa Cezaevi’nde; Mustafa Karasu, Sabri Ok vardı ve daha birçok arkadaş vardı. Ve bunlarla yakın arkadaşlığımız sırasında zaten meseleye iyice vakıf olmuş durumdaydık. Ondan sonraki yıllarda Kürt hareketine yakın olmak, onunla ilişkide bulunmak, Türkiye Devrimci Hareketi’nin asli görevi olduğu fikri yaygınlaştı ve genel kabul gördü ve sonradan bu durum iyice kesinleşti” ifadelerini kullandı. 
 
‘ÖĞRETİCİ DERSLER İÇEREN BİR TARİHTİR’
 
PKK’nin kuruluş çalışmaları sürecinde üniversitede olduğunu belirten Yağmurdereli, hareketin gelişmesi, başarıya ulaşması konusunda büyük merhalelerden geçildiğini, bu süreçlerde de devlet şiddetinin Türkiye toplumunu sardığını, toplumsal dokunun iliklerine kadar işlediğini söyledi.
 
Süreç boyunca yaşanan hak ihlali ve hukuksuzlukların Türkiye siyasi tarihine işlediğini belirten Yağmurdereli, “Türkiye'nin o günden bugüne kadar yaşadığı tarih dünya tarihi içinde son derece öğretici dersler içerdiği gibi aynı zamanda da çok acı sayfaların da olduğu tarihtir. Binlerce, on binlerce insan hayatını kaybetti her taraftan. Dolayısıyla bu çok acılı bir süreçtir. Bu sürecin barış yoluyla bir sonuca bağlanması bu gerçekten Türkiye'nin bugün en önemli sorunun bu tarzda çözülmesi yolundaki ilerlemeyi ifade eder ki çok önemlidir. Çünkü barış en başta soyut kavram olmaktan ziyade daha doğrusu bu şekilde onlarca yıl toplum içinde değerlendirilmesine rağmen bugünün ifade ettiği şey son derece somut bir şeydir. Bu Türkiye'nin dünya tarihinde aldığı yeni konumu ifade eder ve Türkiye artık son yüzyılda yaşadığı şeylerden çıkardığı dersler vardır ve barış meselesi bu derslerin en önemli bir unsurudur. Dolayısıyla barışa ulaşmış bir Türkiye bütün bu acılardan geçerek bu noktaya gelmiş Türkiye gerçekten takdire şayan bir iş yapmıştır ve burada Kürtlerin mücadelesi asli bir rol oynamıştır” diye ifade etti. 
 
1990’lı yılların başından bu yana ateşkes kararları ve barış girişimlerine işaret eden Yağmurdereli, 25 yıl boyunca barışın sağlanması ve silahların susması için verilen mücadelenin aktif bileşeni olduğunu, bu nedenle uzun yıllar tutsak edildiğini de aktararak, “Önemli olan şu nihayet geçen yıl Temmuz ayında fiilen bu siyahların yakılma suretiyle bu durum ortaya konmuş oldu.  Bir mücadelenin simgesi olarak silahlarının yakılması olayına tanıklık etmek benim gibi ömrü devrimci mücadele içinde geçmiş insanlar için son derece önemliydi. Bunun için gittim orada hazır bulundum ve izledim” diye ifade etti. 
 
‘HAYATIMIN EN ÖNEMLİ OLAYLARINDAN BİRİ’
 
Yağmurdereli, törede yaşadığı duyguları da şöyle dile getirdi: “Karışık duygular içindeydim. Yani bir zafer duygusu yaşadım. Bu olay, 50 yıl süren devrimci mücadeledeki yerim bakımından görebildiğim en ideal varış noktasıydı o ritüel -buna ritüel dememiz gerekiyor-. Dolayısıyla da o görüntüye yakın olmak istedim. Benim için hayatımın en önemli olaylarından biridir. Çünkü 50 yıllık hayatımı orada tekrar yaşadım. Bir mücadelenin başarıya ulaştığı anı görmek her zaman öğreticidir. Eğer işine yarmışsanız bu çok daha kalıcı duygular yaratır sizde. Ben de bu duygular yaşadım böyle.”
 
TÜRKİYE’NİN BİRİNCİL GÜNDEMİ 
 
11 Temmuz’daki silah imha töreninin üzerinden 1 yıl geçtiğini hatırlatan Yağmurdereli, “Öncesinde zaten Abdullah Öcalan beyanında bulunmuş ve barış meselesinin artık Türkiye'nin birinci meselesi olduğunu ortaya koymuştu. Devletin, şiddet politikalarının asli taşıyıcıları ve yürütücüleri tarafından bile kabul edilmek suretiyle bir yeni sürece girildi. Bu sürecin bugün ayak sürmeli devam etmesinin tek nedeni Türkiye'deki oligarşik yapının henüz psikolojik olarak barışa kendini alıştırmamasından kaynaklanmaktadır. Türkiye'deki devlet şekillenmesinin bu noktaya gelmesi uzun bir psikolojik rehabilitasyon dönemini gerektirmektedir. Şimdi Türkiye'de devlet şekillenmesi bu rehabilitasyon dönemini yaşamaktadır. Onun için süreç uzamaktadır. Bu bir kabullenme, aşılma sürecidir. Ama ne kadar uzarsa uzasın Türkiye artık bir daha o bir sene önceki 2 sene önceki şartlara dönmez, dönemez” dedi. 
 
Kürt Özgürlük Hareketi’nin 1990’ların başından itibaren silaha ihtiyaç olmadığını, barış talebini dile getirdiğini söyleyen Yağmurdereli, Kürt halkının o dönemden itibaren barış meselesini içselleştirdiğini, 1991’de grup kurarak parlamentoda yer aldığını, o süreçte devletin yasal düzenleme yapması gerektiğini ancak adım atmadığını ifade etti. 
 
PKK’nin ateşkes karar ve girişimlerinin provokasyonlarla engellendiğini, tersine çevrilmeye çalışıldığını ve iç çatışmanın yoğunlaştırıldığını belirten Yağmurdereli, Türkiye’nin barış istemini ertelediğini dile getirerek, “Bu barış fikri uykularını kaçırmıştır ama sonunda kabul etmek durumunda kalınmıştır ve bugün için artık Türkiye'nin önü açık durumdadır” diye belirtti.
 
KÜRTLERİN MÜCADELESİ 
 
PKK'nin bağımsız bir Kürt örgütü kurarak Türkiye devrimci hareketinde örgütlenmesinin aynı zamanda Kürdistan’da feodalizmin tasfiyesi, demokratik devrim unsuru olarak kadınların siyasette ve toplumsal hayatta yer almasını sağladığını vurgulayan Yağmurdereli şöyle devam etti: “PKK'nin yürüttüğü mücadele bugün de ortaya çıkan sonuç cumhuriyetin yarım bıraktığı meseleyi yani demokratik devrim meselesini bizzat devrimci bir tarzda toplumun gündemine sokması ve başarılı bir hayat tarzı olarak ortaya koymuş olmasıdır. Yani Türkiye artık eski Türkiye değildir. Türkiye demokratik devrimini yapmış, feodalizmi tasfiye etmiş, toplum kesimlerini, özellikle kadınların özgürlüğünü sağlamış bir toplumdur. Bu da Kürtlerin yürüttüğü, büyük acılara sebep olan bu sürecin sonucudur. Dolayısıyla artık bugün Türkiye'nin önü açılmıştır. Türkiye sadece bu toplum üzerinden değil, etkileri Ortadoğu ve Dünyanın bir çok yerine uzanan çok büyük bir mücadeleyi aşmıştır. Türkiye eski Türkiye değildir.”
 
ABDULLAH ÖCALAN'IN ÖZGÜRLÜĞÜ
 
Sürece dair yasa çalışmaları bittiğinde tarafların tamamen toplumsal yaşama katılması gerektiğini vurgulayan Eşber Yağmurdereli, “Ve bu işin baş aktörü de Abdullah Öcalan olduğuna göre en başta Türkiye'nin özgürleşmesi Abdullah Öcalan'ın özgürleşmesinden geçer. Bu hem sosyolojik, tarihi olarak gerçek olduğu gibi aynı zamanda da uluslararası hukuk bakımından da son derece uygundur. Çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin üzerinde hüküm kurduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2’inci maddesi artık 25 seneden fazla tutulan insanın hala mahkumiyet halinin devam etmesinin ‘umut hakkı’nı ortadan kaldığını kaldırdığını söylemek mümkündür. Çünkü ‘umut hakkı’nın reddedilmesi meselesi sözleşmenin ikinci maddesindeki ‘fena muamele’ yani işkence anlamına gelir. Çünkü eğer bir mahkum bu kadar yılını içeride geçirmişse ve hala geleceğe dönük hesap yapamıyorsa fiilen yani mahkumiyet devam ettiği için bu bir işkence anlamına gelmektedir. Uluslararası hukuk ve Türkiye'nin de katıldığı AİHS maddeleri gereğince Abdullah Öcalan'ın derhal özgürlüğe kavuşması gerekir. Artık burada ayak sürecek, erteleyecek bir şey kalmamıştır. Yani artık iki senedir geçen seneki Temmuz'da yaşanan olay da göz önüne alındığında sürecin böyle sürüncemede bırakması, uzatılması artık gayri samimi bir hal anlamına gelmektedir. Dolayısıyla artık birtakım önyargılardan kurtularak yetkileri elinde bulunduran siyasilerin bir an önce tarihe uygun bir süreci sürdürmeleri hem kendi menfaatlerine hem de bu ülkenin menfaatlerine en uygun olan şeydir. Yani artık Abdullah Öcalan’ı serbest bırakmak gerekir. Aynı biçimde hala iki senedir silahtan el çeken ve dolayısıyla artık barış savunucusu noktasında kendilerini temellendirmiş durumda bulunan benim de hapishane arkadaşlarım içlerinde olmak üzere bir kesimin de kayıtsız şartsız yaşamaya çalıştıkları mağaralardan artık çıkarılarak Türkiye'de toplum yaşamına katılır bir duruma getirilmesi gerekir. Artık burada tereddüt edecek bir şey yoktur. Bir akarsuda iki kere yıkılmaz. Dolayısıyla eğer bir örgüt silah bırakmışsa, bırakmıştır artık. Bir daha silahlar dönülemez. Bunu devlet de gayet iyi biliyor. Yani PKK savaşmak iradesinde iken savaştı. Silah bırakmak iradesinde ortaya koyduğu zaman Türkiye artık böyle bir barış noktasına geldi. Bundan sonra uzatmadan ya acaba böyle mi şöyle mi işte şudur budur gibi tereddütlerle bu süreyi durdurmanın daha fazla uzatmanın bir anlamı yoktur” diye ifade etti. 
 
‘ÇÖZÜM GETİRMEK DEVLETİN GÖREVİ’
 
Çerçeve yasa tartışmalarına değinen Yağmurdereli, atılacak adımların toplumun beklentisini karşılayıp karşılamayacağını sorarak, Yani toplumun beklentisi mi karşılanacaktır yoksa siyasilerin içgüdüleri, , psikolojik takıntılar mı karşılanacaktır? Toplum ve tarih Türkiye'deki siyasi iktidarların veya Türkiye siyasetinde hakim olan kliklerin önüne gerçekçi olmayı bir görev olarak koymuştur. Toplum beklentilerine, tarihin akışına uygun biçimde bir çözüm getirmek devletin görevidir ve halkın da bunu talep etme ve bekleme ve isteme hakkı vardır” diye ifade etti. 
 
‘TÜM TOPLUM DESTEKLEMELİ’
 
Sürecin tüm toplum tarafından desteklenmesi gerektiğini dile getiren Yağmurdereli şöyle devam etti: “Çünkü bu toplum en azından 50 yıldır yani bizim yaşadığımız kesitte savaşın acılarını yaşadı. Bak şimdi iki senede Türkiye'de silah patlamıyor. Hani o çok kullanılan ‘analar ağlamasın’ lafları var ya. Analar gerçekten ağlamıyor. Ve Türkiye'nin şehirleri bugün iki sene öncesine göre çok da özgürdüler. Dolayısıyla bu durumun kalıcı hale getirilmesine bütün toplumun ihtiyacı vardır. Sadece benim gibi düşünenler için değil, bütün toplum tarafından desteklenmelidir. Çünkü daha çok sıradan insanlar rahatsız oldular. İşlerini kaybettiler, yakınlarını kaybettiler. Artık bir daha eski günlere dönülemez. Dönüleceği yolunda kanaat taşıyanlar da tamamen kendi korkularının esiri olmuşlardır ya da kendi menfaatlerinin esiridirler. Yoksa aklı başında bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı barıştan başka bir şey isteyemez. İstememeli.”
 
‘TÜRKİYE YENİYİ KAVRAMAK ZORUNDA’ 
 
Türkiye tarihinde bu kritik eşiğin aşıldığını söyleyen Yağmurdereli, “Artık bundan sonrası uygulama, teferruatla ilgili şeylerdir. Türkiye bir daha eski şartlara dönmeyeceğine göre yeni şartları irdelemek, açıklamak, ne anlama geldiğini kavramak ve ona göre davranmak zorundadır. Türkiye'nin bugünkü durumu budur. Yani Türkiye'nin geleceği açıktır. Türkiye yüzyıldır çözemediği bir sorunu 50-40 yıllık mücadele sonunda çözmüştür. Belli bir noktaya gelmiştir. Evet, acılar yaşanmıştır. Ama tarih acısız yaşanmıyor. Tarih insanların mantıklı düşündüğü zaman bunlar olmazsa olur mu? Eninde sonunda tarih hükmünü icra ediyor ve Türkiye'de hükmünü icra, etmiş olan tarihin bugünkü durumu demokratik bir cumhuriyettir ve Türkiye bunu başarmaya yaklaşmıştır, başaracaktır. Burada engel olmaya çalışanların biraz aklını başlarına almaları gerekir. Çünkü artık Türkiye'de barış ve demokrasi meselesi engellenemez” diye ifade etti. 
 
‘DEVRİMCİ BİR HAREKET ENİNDE SONUNDA KAZANIR’
 
Sürece dair umutlu olduğunu dile getiren Yağmurdereli, sözlerini şöyle tamamladı: “Ben son derece umutluyum, iyimserim. 50 sene önce de böyleydim. Çünkü devrimci bir hareketin eninde sonunda hedeflerine ulaşacağına inanıyordum ve öyle de oldu. Hiçbir şey, yaşadığımız hiçbir şey boş değildir ve çektiğimiz acıların bir karşılığı vardır. Birçok şey kaybettik, hayatımızı kaybettik. Yani ben 17 sene hapishanede kaldım. Dolayısıyla bir an bile başka türlü bir hayatı düşünmüyorum. Düşünemezdim. Dolayısıyla kaybettiklerimizin karşısında çok daha fazla şey kazandık. En başta özgürlüğü kazandık, demokrasiyi kazandık. Laikliği kazandık. Dolayısıyla demokratik devrimi kazandık son yılda. Cumhuriyet bir devrimdi ama eksik olan şey demokratik devrimdi. Feodalizm çatışmasıydı ve toplumsal kesimler başta kadınlar olmak üzere toplumsal hayata katılma yolundaki engellerin ortadan kalkmasıydı. Bunlar 40 yıllık bir mücadele sonrasında elde edildi.”
 
MA / Helin Özgün
 
İlgili Haberler
İmralı Heyeti Abdullah Öcalan ile görüşecek
İmralı Heyeti Abdullah Öcalan ile görüşecek

DEM Parti İmralı Heyeti’nin 23 Temmuz’da Abdullah Öcalan ile görüşeceği belirtildi.

Abdullah Öcalan’ın avukatı: Statü ve rolünü oynayacağı koşullar sağlanmadan süreç sağlıklı ilerlemez <font color=#ff0000> SÖYLEŞİ </font>
Abdullah Öcalan’ın avukatı: Statü ve rolünü oynayacağı koşullar sağlanmadan süreç sağlıklı ilerlemez SÖYLEŞİ

Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin sonlandırılması gerektiğini belirten Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Rezan Sarıca, “Ortaklaşılmadan bir çözümün gelmesi kolay değil. 10 yıllarca tek taraflı, muhataplık kabul etmeden atılan adımlar oldu. Fakat hepsi sonuçsuz kaldı” dedi.

İHD Şirnex Eşbaşkanı: Barış için bu tarihi fırsat heba edilmemeli
İHD Şirnex Eşbaşkanı: Barış için bu tarihi fırsat heba edilmemeli

İHD Şirnex Şube Eşbaşkanı Şivan Sakman, kalıcı barış için demokratik ve hukuki adımların atılması gerektiğini belirterek "Toplum artık çatışma değil barış istiyor. Bu tarihi fırsat heba edilmemeli" dedi.

11 Temmuz'u anlattı: Barış arzusu ve iradesi daha iyi ifade edilemezdi
11 Temmuz'u anlattı: Barış arzusu ve iradesi daha iyi ifade edilemezdi

11 Temmuz törenin Kürtlerin barış iradesinin sembollerinden olduğunu söyleyen gazeteci Ali Duran Topuz, silahların devre dışı kalmasıyla birlikte yeni dönemde çok daha geniş bir toplumsal örgütlenme ve mücadele ihtiyacının ortaya çıktığını ifade etti.

Av. Ebru Akkal: Abdullah Öcalan’ın hukuki statüsü artık resmiyete kavuşturulmalı
Av. Ebru Akkal: Abdullah Öcalan’ın hukuki statüsü artık resmiyete kavuşturulmalı

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Abdullah Öcalan’ın “umut hakkı” kararının denetimini etkisiz bir şekilde yürütmesinin uluslararası mekanizmaların yaşadığı krizi gösterdiğini belirten avukat Ebru Akkal, Abdullah Öcalan’ın süreç bakımından artık hukuki statüsünün tanınmasının da zorunlu olduğunu söyledi.