Akademisyen Aram Ali Ahmed: Kürtçe bir hak değil, varoluştur 2026-07-08 09:04:57   İZMİR - Eğitimin metalaştırılmasının kamusal eğitimle birlikte anadiller üzerinde baskı oluşturduğunu belirten akademisyen Aram Ali Ahmed, Kürtçe konuşmanın basit bir hak değil, bir varoluş olduğunu söyledi.    Neoliberal politikalar nedeniyle eğitimin metalaşması, dünyada tek tip insan yetiştirmeyi hedeflerken, ülkelerin özgünlüklerini daha da silikleştiriyor. Bireyi ve toplumu yeniden yaratabilme gücüne sahip olabilen eğitim hizmeti, sadece piyasa işlemine tabi meta konumuna indirgenmiş durumda. Eğitimin metalaştırılması, nitelik sorunu ve sınıfsal eşitsizliği yeniden üretiyor. Yanı sıra sömürgeci dönemin kalıntısı olarak eğitim dili de tek tipleştiriliyor ve anadiller üzerinde baskı artıyor.    Silêmanî'de doğan ve Boston’da akademik çalışmalarını sürdüren Massachusetts Üniversitesi'nde Yardımcı Öğretim Görevlisi Aram Ali Ahmed, sömürgeci dil politikaları ile neoliberal eğitim kıskacında Kürtçenin uğradığı engelleri değerlendirdi.    'MÜCADELE DİLİ KORUYABİLMEK İÇİNDİR'   İngilizcenin küresel iş gücü piyasasında yegane "başarı" ve "insan sermayesi yatırımı" olarak lanse edildiğine dikkati çeken Ahmed, "Dil ve dil ideolojisi ele alınırken konu üç farklı boyutta incelenir; dil bir haktır, dil bir problemdir ve dil bir kaynaktır. Günümüzde İngilizcenin başarıyla ilişkilendirilmesi, bu dili diğer diller arasında yegane değerli kaynak konumuna getirmektedir. Buna karşılık Kürtçe, Ortadoğu’da sadece belirli bir grubun sahip olduğu bir hakka indirgenmektedir. Kürtlerin bu dili konuşma hakkı tanınsa da, ideolojik açıdan dile hiçbir değer atfedilmemektedir. Tüm değerin İngilizceye yüklenmesi, insanların başarıyı yalnızca İngilizceyle bağdaştırdığı eşitsiz bir dil politikası yaratmaktadır. İngilizler veya Amerikalılar gibi konuşabilmenin daha iyi iş fırsatları yaratacağı düşüncesi, zamanla Kürtçenin arka plana itilmesine yol açmaktadır. Oysa tarih boyunca yaşanan tüm zorluklar Kürt dilini koruyabilmek adına göğüslenmiştir. Kürtçenin halkı koruduğuna, varlığın sürdürülmesini ve Kürt kimliğinin muhafaza edilmesini sağladığına inanıyorum. Bütün bunları mümkün kılan ise dilin kendisidir" diye belirtti.    'KAMUSAL EĞİTİM GERİ PLANDA KALIYOR'   Federe Kürdistan Bölgesi'ndeki eğitim sisteminin sınıfsal anatomisine değinen Ahmed, bölgede faaliyet yürüten 17 özel üniversitenin büyük çoğunluğunun parti liderlerine ve iktidar ortağı siyasetçilere ait olduğuna vurgu yaptı. Neoliberalizmin etkisiyle olaylara tamamen ekonomik kazanç penceresinden bakıldığını söyleyen Ahmed, "Bireyler kendilerini sürekli yatırım yapılması gereken birer 'insan sermayesi' olarak görmektedir. İnsanlar, attıkları her adımın karşılığında mutlak bir getiri elde etme düşüncesiyle hareket etmektedir. Bu yaklaşım yalnızca alınıp satılabilen metalarla sınırlı kaldığında bir sorun teşkil etmeyebilir; ancak aynı mantık eğitim için de geçerli hale geldiğinde büyük bir problem doğmaktadır. Özel eğitimi ise edinecekleri diplomaların ve dil yeterliliklerinin kendilerini Kürtçenin taşıyamayacağı statülere ulaştıracağını düşündükleri için tercih etmektedir. Bu durum insanların düşünme biçimini değiştirdiği için oldukça tehlikeli. Bugün Kürdistan’da bulunan 17 özel üniversitenin büyük çoğunluğu parti liderlerine ve siyasetçilere aittir. Dolayısıyla bu üniversitelere giden öğrenci sayısı arttıkça elde edilen gelir de artmaktadır. Bu durum, kamu üniversitelerine yönelik yetersiz finansman politikalarıyla birleştiğinde devlet üniversitelerine giden öğrenci sayısının azalmasına ve kamu eğitiminin damgalanmasına yol açmakta. Kürt medyası izlendiğinde, özel üniversitelerin mezuniyet törenlerinin geniş biçimde öne çıkarıldığı, devlet üniversitelerinin mezuniyetlerinin ise ya hiç yer bulmadığı ya da çok sınırlı yayınlandığı görülmektedir. Özel eğitim sürekli yüceltilirken, kamu eğitimi değersizleştirilmekte; bu durum var olan sınıfsal eşitsizliği ve iki eğitim sistemi arasındaki uçurumu daha da derinleştirmektedir" ifadelerini kullandı.    DİL MÜCADELESİ ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİDİR    Türkiye’de kamusal alanda sadece Türkçe konuşulduğunda bireyin bir "özne" olarak kabul edildiğini, Kürtçe konuşulduğunda ise görünmez kılındığını belirten Ahmed, asimilasyon ve dil kırımına karşı siyasal duruş çağrısı yaptı. Ahmed, şöyle devam etti: "Frantz Fanon, 'Konuşmak, varolmaktır' der. Kürtlerin yalnızca kendi dillerini özgürce konuşma hakkını tam anlamıyla elde edebilmeleri bile başlı başına büyük bir kazanım olacaktır. Kürtçenin yasaklanmasının ve anadilde eğitimin önündeki engellerin bilincinde olarak; Kürt siyasetçilerin, çocukların Kürtçe eğitim alabilmesi ve dili öğrenebilmesi için hükümeti adım atmaya zorlaması varoluşsal bir direniş anlamına gelecektir. Bu duruş, dile yönelik tahakküme ve sömürgeleştirmeye karşı güçlü bir yanıt olacaktır. Türkiye’de Türkçe konuşulduğunda birey toplum tarafından bir özne olarak kabul edilmekte ve tanınmaktadır; ancak başka bir dil konuşulduğunda adeta görünmez kılınmakta ve yok sayılmaktadır. Bu nedenle Kürt siyasetçilerin Kürtçe için yürüteceği mücadele; yalnızca dil açısından değil, siyasal hareket, özgürlük mücadelesi, varoluş ve çocukların geleceği açısından çok büyük bir anlam taşımaktadır."