AMED - Kürt sinemasının yaşadığı sorunları Kürt halkının yaşadığı sorunlardan bağımsız ele alınamayacağını belirten yönetmen Hüseyin Karabey, “Biz Kürtlerin bir ütopyası var ve bu, bir çıkış yolu bulacak” dedi.
Amed’de 4-5 Temmuz'da düzenlenen Kürt Sinema Çalıştay’ının sonuç bildirgesinde Kürt Sinemacılar İnisiyatifi’nin kurulması kararı da yer aldı. Kürt sinemasına 32 yıldır emek veren yapımcı, yönetmen, senaryo yazarı Hüseyin Karabey, sinemanın önemi ve baskılara rağmen ayakta durabilmesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
‘SİNEMA ARŞİV ÖZELLİĞİ TAŞIYOR’
Sinemanın hem kültürel değerinin hem de arşiv özelliğinin olduğunu belirten Karabey, Kürtlere dair oluşturulan karakterlerin Yılmaz Güney’in yapıtlarıyla değiştiğini söyledi. Karabey, “Genç iken Kürtleri konu alan filmler çok yapılıyordu. Dizilerde yapılıyordu ama Kürtler şöyle tanımlanıyor; ‘Ya namus cinayeti işleyen ya uyuşturucu ya terörist ya da Türkçe iyi konuşamayan’ komik karakterler olarak tasvir ediliyordu. Yani bir halkın dilinden bağımsız kültüründen bağımsız bu şekilde lanse edilmesi sıradanlaşmıştı. Kırılma Yılmaz Güney'in yarattığı karakterlerle oldu. O da - Kürt karakter göstereceğim- diye yapmıyor bunu kendi gerçekliğini en doğal şekilde anlatarak yapıyor. Biz gerçeklik neyse onu yansıtmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla bu da onun bir parçası oluyor. Eminim bizim yarattığımız karakterler ne kadar güçlü, ne kadar etkili olursa diğerlerinin bu stereotipleştirmeye çalıştığı komik ve saçma sapan karakterler azalacak” ifadelerini kullandı.
'YAŞADIKLARIMI ANLATIYORDUM’
Sinemanın da kendini ifade etmenin bir yöntemi olduğunu aktaran Karabey, şunları söyledi: “Şimdi mutlu insan sinema yapmaz, sanat yapmaz. Mutluluğunu yaşar. Kendini baskı altında hisseden, haksızlığa uğramış hisseden kişi kendini ifade etmeye çalışır. Sanat bunun bir formu, bir yöntemi. Ben de kendi yaşadığım ve tanık olduğum hikayeleri anlattım. Özellikle gidip işkence gören ya da ne bileyim parçalanmış bir ülke anlatma niyetiyle sinemaya başlamadım. Benim ülkem böyleydi. Ben bunları yaşıyordum. Ben başkasının hikayesini anlatmıyorum. Benim belgesellerim vardı ilk başta ağır konularla ilgili insan hakları ve ihlalleri ile ilgiliydi. O dönemde birisi; ‘Siz hiç aşk filmi yapmayacak mısınız?’ dedi. ‘Yaparım’ dedim ama benim aşk filmim de ya adam cezaevinde olur ya kadın işte sınır dışı edilmiş olur. Çünkü aşkı ben böyle yaşıyorum. Yani bir Brad Pit'le bir Angelina Jolie aşkı olmayacak bizde ki... O anlamda kendimizi ifade etmeye çalışıyoruz.”
‘DAHA FAZLA BİRARADA OLMALIYIZ’
Kürt sinemasının temel sorununun deneyim aktarımının olmaması olduğunu dile getiren Karabey, bir kopukluk olduğunu belirtti. Kürt sinemacılar arasında dikey ve yatay kopukluk olduğuna işaret eden Karabey, “Dikey kopukluk ne? Kuşaklar arasındaki iletişim eksik. Neredeyse her 5 yılda bir her şey sıfırlanıyor. 10 yıl önce yaşanan çöp oluyor. Yani bunu aktaramıyoruz. Ya fiziken engelleniyor ya da biz artık bu tür bir olanak sağlamıyoruz kendimiz. Yatay kopuklukta aynı işi yaptığımız insanlarla iletişim halini geçemiyoruz. Yani işte kuzeyden, güneyden neyse artık diasporadan burada da organik bir bağlantımız yok. Yani birazcık tespit ediyoruz; ‘Bir kopukluk var, bunu giderelim’ diyoruz. Bir şeyler yapmaya çalışıyoruz ama bu güçlü bir girişime dönüşmüyor. Bunun sebebi de sadece biz değiliz. Örgütlü toplumlar iktidar sahibi olanları korkuttuğu için bu kopukluk için epey zaman harcıyorlar. Bizim de mücadelemiz bunu azaltmak, daha fazla bir arada olmak” dedi.
‘KÜRT HALKININ YAŞADIĞI SORUNLARDAN BAĞIMSIZ DEĞİL’
Kürt sinemasının yaşadığı sorunların Kürt halkının yaşadığı sorunlardan da ayrı tutmamak gerektiğine dikkat çeken Karabey, “Bugün Kürt gazetecilerin, akademisyenlerin, belediyelerin, politikacıların yaşadığı sorunları düşünün. Aynısını biz de yaşıyoruz. Hiç bir farkımız yok. Yani biz ayrıcalıklı değiliz, daha beter durumda da değiliz. Belki de hani bunu topluca görmediğimiz sürece de bir çözüm olmayacak. Yani Türkiye'nin ortalaması, bizim yaşadığımız sorunların özeti. Biz aynı yerdeyiz, aynı kazanın içindeyiz. Ancak bunun farkında olursak belki kalıcı çözümler bulacağız. Yoksa sorunu burada tespit edip, nedenlerini araştırdığımızda çıkacak yol yine aynı olacak” ifadelerini kullandı.
‘BİR ÜTOPYAMIZ VAR’
Güçlü bir çıkış yapılacağına dair de umudunun olduğunu kaydeden Karabey, şunları belirtti: “Bizim, Kürtlerin şöyle bir şansı var. Bir ütopyası var. Hala bir şeye inanıyoruz. İyi olma halimiz, her şeye rağmen dayanma halimiz oradan geliyor. Bu bir çıkış yolu bulacak. Çünkü karşıda bunu yapanlar da bir sonuç alamadığını ya da bundan sonra istedikleri kadar verimli bir sonuç alamayacaklarını görüyorlar. Bir çözüm bulunacak. Bizim dik durmamız, her şeye rağmen üretmemiz, her şeye rağmen yaşamaya devam etmemiz çok önemli.”
‘SORUNLAR YAŞANIRKEN, ÜRETMEYE DEVAM ETTİK’
“Bazen de kendimize haksızlık ettiğimizi düşünüyorum” diyen Karabey, “Sorunlar yaşanırken üreten ve üretmeye devam eden bence tek ülke burası. İşte Güney Afrika'da barış olduktan sonra Apartheid rejimini anlatan filmleri seyrettik. Kuzey İrlanda'da barış olduktan sonra İRA'yı ve İngilizleri anlatan filmleri izledik. Biz kayıplar olurken kayıpları anlattık. Sonra gözaltında alındık. Biz cezaevlerinde operasyon olurken cezaevini anlattık. Sonra gözaltına alındık. Durmadık ama her gün her sorunla ilgili bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Tabii ki karşıtlar bunu engellemeye çalışıyor. Buna rağmen yapıyoruz. Çünkü karşımızdakiler hiçbir zaman ‘Bırakın ne yaparsa yapsınlar’ demiyorlar. Çok uğraşıyorlar bizle, biz buna rağmen yapıyoruz. Bu da benim umutlu olmamı sağlıyor. Bu bunu da hatırlatmak lazım hem gençlere hem uzun yıllardır uğraşanlara. Yılgınlık olabilir tabii çok doğal insanlık hali ‘yeter’ diyebilirsiniz ama bir de bu perspektiften baktığımızda umutlu olmamız için yeterince sebep var” şeklinde konuştu.
‘ANLATACAKLARIM BİTMEDİ’
Yoğun baskı, sansüre rağmen kendisini ayakta tutanın anlatacaklarının bitmemiş olmasından kaynaklandığını ifade eden Karabey, “Tabii derdimiz bitmiyor. 1980 Darbesi’nde 10 yaşındaydım. 20'li yaşlarımda 1990’larda yaşadığımız korkunç katliamlar var. İşte çok yakın tarihte IŞİD bombalarıyla yaşanan katliamlar var. Biz acı içindeyiz, öfke içindeyiz ve adalet duygumuzu tatmin etmek istiyoruz. Bu yüzden sanatla uğraşıyoruz. Belgesel yapıyoruz, film yapıyoruz, şiir yazıyoruz, ne bileyim kitap yazıyoruz. Bu yüzden işi bırakmamız zor görünüyor” dedi.
‘GÜVERCİN ÜRKEKLİĞİNDEYİZ’
Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne dair de Karabey, “Hepimiz tedirginiz, rahmetli Hrant Dink’in söylediği gibi güvercin ürkekliğindeyiz. Çünkü çok fazla hayal kırıklığına uğradık. Ama hala buradayız. Hala bir şeyler yapıyoruz. Belki yüksek sesle konuşmuyoruz ama buradayız. Bizim istediğimiz şey barış. Bizim istediğimiz hayatın sıradanlaşması yani bu tür temel problemlerimizin olmaması. Sinemacılar dediğim gibi, bu ülkenin diğer unsurları ne kadar bu konuyla ilgili ise ne kadar konuşuyorsa, ne kadar konuşamıyorsa, ne kadar üretiyor, ne kadar üretemiyorsa biz de aynıyız. Yani bizim hiçbir ayrıcalığımız, artımız ya da eksiğimiz yok halkımızdan…” ifadelerini kullandı.
HÜSEYİN KARABEY HAKKINDA
1970 İstanbul doğumlu Hüseyin Karabey, İstanbul’da Pertevniyal Lisesi’nin ardından Uludağ Üniversitesi İktisat Bölümü lisansını tamamlamayıp ayrıldı. Daha sonra sinema hayatına atılmaya karar vererek Mezopotamya Kültür Merkezi'nde (MKM) sinema bölümünü kurma kararı aldı ve bir süre boyunca çalışmalarını burada gerçekleştirdi. Sonrasında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Televizyon Bölümü’nden mezun oldu. Karabey, belgesel ve kurmaca sinema alanında çalışmaya başladı.
Kariyerine 5 uzun metraj, 7 belgesel, 3 kısa film sığdıran Karabey, son filmi “İçerdekiler” ile Dhaka Uluslararası Film Festivali’nden “en iyi senaryo” ödülü kazandı. Yapımcı, yönetmen, senaryo yazarı ve senaryo doktoru Hüseyin Karabey, eğitmen olarak İstanbul’da bir çok bağımsız kültür merkezinde, mezun olduğu Marmara Üniversitesi’nde, yurtdışında birçok workshop’ta sinema dersleri verdi. Londra’da mülteci çocuklarla, Sao Paulo - Brezilya’da gençlerle, Yunanistan'da azınlık gruplarla çalıştı. Senaryo doktorluğu eğitimini Script factory - Londra’da aldı.
MA / Berivan Altan