Ahmet Telli ardında şiirler ve mücadele mirası bıraktı

Paylaş:
HABER MERKEZİ - Barıştan, emekten ve özgürlükten yana şair Ahmet Telli yaşamını yitirdi. 
 
Nisan ayından bu yana Ankara’da tedavi gördüğü Bilkent Şehir Hastanesinde 8 Temmuz’da entübe edilen şair Ahmet Telli 10 Temmuz günü yaşamını yitirdi. Ahmet Telli toplumcu gerçekçi şiirin önemli temsilcilerin biri olarak şiir severlerin gönlünde taht kurarken aynı zamanda yaşamı boyunca barıştan, emekten, özgürlükten ve insandan yana bir tutum aldı. Ahmet Telli, şiiri yalnızca estetik bir uğraş değil, vicdani ve toplumsal bir sorumluluk olarak gördü. 
 
* Türkiye'nin tehditleri sonrası Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi'yle sorunların diyalog yöntemiyle çözülmesi için Meclis Başkanlığı'na başvuran 326 isimden biriydi. 
 
* ”Barış ve Demokrasi Hepimiz İçin" başlıklı bildiri yayınlayan bin 43 isimden biri olan Telli, Kürt sorunuyla ilgili olarak silahların susması ve bir barış ve demokrasi sürecinin başlaması için gereken adımların acilen atılması çağrısında bulundu. 
 
* 2024 yılında Colemêrg Belediyesi'ne kayyım atanmasına tepki gösterilen bildiriye imza attı. 
 
* “Kobane davası hukuksuzdur, karşısındayız” başlıklı açıklamanın imzacılarından biri oldu.
 
* Haziran 2023’te yapılan operasyonlarla özgür basın çalışanlarının gözaltına alınmasına tepki gösteren Telli, “Önemli olan bu attıkları adımdan sonra yeni bir adım atmalarına izin vermeyecek biçimde güçlerimizi birleştirmek. 
Örgütlü davranışlarımızı ve hareketlerimizi süreklileştirmek ve devamlılaştırmak durumundayız” demişti.
 
* 2021 yılında Boğaziç Üniversitesi’ne Rektör oalrak atanan Melih Bulu’yu protesto ettikleri için baskıya uğrayan öğrenci ve akademisyenlere destek verdi. 
 
* Musa Anter’in (Apê Musa) 100'üncü yaş dönümüne özel olarak Aram Yayınları tarafından basılan "Apê Mûsa Musa Anter 100 yaşında!" isimli kitap yer alması için anısını yazdı.
 
* Türkiye’nin Rojava’ya yönelik askeri operasyonlarına ilişkin Telli, “Bunu hiçbir insanın kabul etmemesi gerekiyor. Hükümetin bu girişimleri sonucu savaş gerçekleşirse de, kaybedeni de bellidir. Savaşı açan kaybeder” değerlendirmesinde bulunmuştu.
 
* Telli, Siyasetçi Leyla Güven’in Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın üzerinde tecridin kaldırılması için yaptığı açlık grevi için çağrı yaparak “Leyla Güven’in açlık grevi aslında bir çığlıktır. Bu çığlık ancak vicdan kulağına gidebilir. Eğer o kulak sağırsa, kuşkusuz ki bu çığlık oraya ulaşmayacaktır. Bu açlık grevi direnme noktasının ölüme dayandığı yerdir. Bu direniş alfabesinin son harfidir” ifadelerinde bulunmuştu. 
 
Ahmet Telli’nin geçtiğimiz yıllarda ajansımıza verdiği röportajlardan bazı satırbaşları da şu şekilde: 
 
* 1970’lere kadar Türk devrimci hareketi biraz milliyetçi, ulusalcı kalmıştır. Deniz'in idam sehpasında Türk ve Kürt hakları söylemi bence 70’in ya da 68’i besleyen ana damarlardan biri oldu. Artık Kürt halkı da uyanmış ve halaya durmuştu, kendi kimliğini bir şekilde ortaya koymuştu. Egemenlerin en büyük korkusu Kürt özgürlük hareketinin ortaya çıkmış olması oldu, onlar için bu kabustu. Bu kâbusun sonucunda 12 Eylül’de bir darbe mekanizması devreye sokuldu.
 
* 12’ncisini yapmayı planladıkları Utanç Müzesi’ne Mazlum Doğan’ın fotoğrafları ve idam edilen devrimcilerin sembollerinin olması nedeniyle engellenmesine ilişkin Telli, şunları söyledi: “Kendi gölgelerinden korkar durumdalar. Bu müzede sergilenen Mazlum Doğan fotoğrafını koymamıza karşı çıktılar. Bu olay gösteriyor ki, 12 Eylül faşizmi hala hayatımızın içinde ve sokakta, evimizin içine kadar girmekte.” 
 
* Bu ülkede Sur bombalanırken, bir kadın ölü çocuğunu derin dondurucuda bekletirken, Lokman’ın öldürülüp sokaklarda sürüklenmesi televizyonda, gazetede bir haberdir. Ama onun gerisindeki insanlık hali, acıyan vicdanı hatırlatmak da sanatın el atması gereken bir olgudur. “Ah kadın” şiiri biraz da bu ülkede aydın, yazar, sosyalist olmak nasıl bir vicdan toplamı oluşturursa onun gerektirdiği bir sanatsal pratiktir. Bazıları bunu çok güncel de bulabilir ama tarihsel olanını bulmak lazım.
 
* Tecrit bir şeyi bir şeyden ayırmaktır. Diyelim ki hapishanede bir kişiyi tecrit edersin ve o kişi diğer haklardan mahrumdur. Tam tersine tecrit edilme duygusu bilinçaltına yerleştirilmeye çalışılıyor ki bu tuzağa düşmemek lazım. Hayır, öyleyse biz sokaktayız, cümlemizi söylemeye çalışıyoruz. Belki sloganlarla kitlelere gidemiyoruz ama belli ki en azaldığımız yerde çoğalma bilgisi ve bilincine sahip olmalıyız. Bu düşüncelerle siz gelip beni buluyorsunuz, ben gidip bir şiirimi bir kitleye okumaya çalışıyorum. Diyelim ki Batman’a gidiyorum oraya gençler geliyor. Sadece o toplantıdan çıktıklarında aldıkları estetik tat değil, bilinçlerindeki ışımayla evlerine dönüyorlar. Duygu örgütlülüğünü bilinç örgütlülüğüne dönüştürebileceğimiz yolları bulmak zorundayız.
 
* Hacettepe Üniversitesi’nde katıldığı bir söyleşi sonrası bir grubun linç girişiminde bulunmasının ardından Telli, şu ifadelerde bulundu: “Toplumdaki kutuplaşmayı kine ve nefrete dönüştürmesinler isterim. İnsan, insana dokundukça insandır. İnsan insanın gözlerine baktıkça güzelleşir. Bundan uzak durmamak gerekir.”