İZMİR - NATO'nun asıl amacın bir saldırı tehdidi varmış gibi bir senaryonun arkasında iktidarları korumaya çalışmak olduğunu kaydeden emekli pilot Bahadır Altan, buna karşı tek çarenin uluslararası bir barış cephesinin oluşturulması olduğunu ifade etti.
Ankara'da 7-8 Temmuz'da yapılan NATO Liderler Zirvesi öncesinde NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ortak mesajlarında savaş hazırlıkları, silah üretiminde yoğun ve hızlı bir süreç içinde olunduğuna dair açıklamalarda bulundu. Avrupa’nın zaman içinde NATO üzerinden ABD’nin askeri kabiliyetlerine daha fazla bağımlı hale geldiği mesajı verildi.
Emekli pilot Bahadır Altan, NATO zirvesi, öncesinde verilen mesajlar ile buna karşı genel mücadeleye dair değerlendirmelerde bulundu.
'NATO ELİ KANLI BİR SAVAŞ ÖRGÜTÜ'
NATO'nun eli kanlı bir savaş örgüt olduğunu belirten Altan, "NATO, Varşova Paktı dağıldıktan sonra aslında varlık sebebinin de ortadan kalkmasına rağmen savunma adıyla da anılsa aslında bir savaş örgütü. Tabi burada tek başına hiçbir silahınızın olmaması savaşa hazır olmamak böyle bir şey değil. Ama asıl savaşa hazırlayan şey toplumun yapısı. Sadece silah elde ederek, Amerika’dan silah satın alarak en gelişmiş teknolojileri de satın alsanız, eğer bunun arkasında duracak sizi destekleyecek güçlü, birbirine bağlı, demokratik bir toplumunuz yoksa bu silahların hepsi çöp, aslında" dedi.
'SAVAŞ TEHDİDİNİN KAYNAĞI DA SİLAHI SATAN DA ABD'
Avrupa'da son yıllarda yoğunlaşan silahlanmaya yönelik yatırımın aslında dünyaya savaş tehdidinin nereden geldiğiyle alakalı olduğuna işaret eden Altan, Avrupa'nın savunma harcamalarını artırmasını isteyenin ABD olduğunu vurguladı. Altan, "Baktığımızda Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısı dışında bütün saldırıların, bütün katliamların arkasında ABD var. Dolayısıyla ABD, Avrupa ülkelerinden de NATO'daki payını artıracak bir savunma harcamalarını artırma yönünde bir dayatması var. Örneğin gayrisafi milli hasıla içindeki payını yüzde 5'e çıkarılmasını istiyor. Türkiye'nin de buna paralel olarak 2024'te yüzde 1.9 olan harcaması 2026 için yüzde 2.8'lere çıktı. Tabi yaklaşık 48 milyar dolarlık bir paradan bahsediyoruz. Türkiye gibi bir ülke için bu çok büyük bir rakam. Neler yapılmaz ki bu parayla? Bu ülkedeki sağlık, eğitim gibi birçok problemi çözmek mümkün. Ama iktidar da varlığını aslında meşruiyetini ve geleceğinin garantisini bu blok içinde arıyor. Bu harcamaların artması, savunma denilen bu örgütün aslında bir savaşa hazırlandığını, daha güçlü bir tahakküm peşinde olduğunu da gösteriyor. Türkiye açısından yüzde 2.8'i yüzde 5'e çıkarması demek, bugünkü o 48 milyar dolar kadar bir rakam eklemesi demek. Bu da Türkiye için enflasyonu düşündüğümüz zaman korkunç bir rakam ve çok büyük bir yük" diye belirtti.
'TRUMP NET OLARAK SAVAŞ İLAN ETTİ'
Silaha ve savunma harcamalarına yönelik bu bütçelerin tek anlamının NATO'nun, yoksulluk anlamına geldiğini vurgulayan Altan, NATO karşıtlarının bu yönüyle haklı olduğunu söyledi. NATO yetkililerinin ifade ederken de "savunma mimarisi" diye masumane lanse etmesinin aslında bir savaş hazırlığı anlamını taşıdığını ifade eden Altan, ABD Başkanı Donald Trump'ın, Savunma Bakanlığı'nı Savaş Bakanlığı olarak değiştirdiği yönündeki açıklamasının bunun net itirafı olduğunu belirtti.
'AKP MHP İKTİDARI NATO VE ABD'Yİ ARKASINDA GÖRMEK İSTİYOR'
NATO zirvesi sürecinde Ankara'da olağanüstü hal ilan edildiğini dile getiren Altan, "Milletvekilleri tartaklandı. Günler öncesinden Ankara'ya yolculuk yapma, seyahat hakkı bile kısıtlandı. Bütün mesele iktidar, NATO'dan, ABD'den aldığı meşruiyeti, bir de geleceğinin garantisine dönüştürmek istiyor. İktidarı değiştirmeye yönelik her türlü harekete karşı da NATO'yu arkasında görmek istiyor. ABD'yi arkasında görmek istiyor. Tabi bunlar bir çırpıda bozulacak dengeler. NATO içindeki dengeler de çıkara dayalı bir dengedir. Öyle bir rüzgar eser ki, NATO da dünyanın savaş baronları da darmadağın olur" diye konuştu.
Dünyadaki ezilen halkların, ezici çoğunluğun barış istediğini ifade eden Altan, NATO ülkelerinin halklarının da bakış açısının bu olduğunun altını çizdi. Asıl amacın bir saldırı tehdidi varmış gibi bir senaryonun arkasında iktidarların korunmaya çalışıldığını kaydeden Altan, kapitalizmin daha çok ekonomik, ekolojik açıdan işgal hareketi içinde olduğunu vurguladı.
'TÜRKİYE AFRİKA'DAN BETER HALE GETİRİLMEK İSTENİYOR'
Trump'ın Türkiye'ye F-35 vermek için maden çıkartma veya kendi yandaşı sermayelere bu ayrıcalığı tanıma gibi yaklaşımı olduğunu belirten Altan, "Türkiye'yi Afrika'dan beter edecek bir talan altına sokmuş durumda iktidar. Kuzeyden güneye, batıdan doğuya her yerde madenlere tahsis edilmiş çok önemli toprak parçaları var. Ve bir denetim de yok. Bunun Türkiye'ye kazandıracağı hiçbir şey de yok. Sadece uluslararası tekellerin bu İliç'te olduğu gibi madeni, her çeşit altın madeni, özellikle değerli mineraller diye geçiyor. Bunları talan edeceği bir süreç bekliyor, ne yazık ki hepimizi" dedi.
'ÇÖZÜM BARIŞ BLOĞU OLUŞTURMAK'
Bu sistem içinde tek çarenin ve çözümün uluslararası üçüncü bir barış cephesinin oluşturulması olduğunu dile getiren Altan, "Onun eksikliği görülüyor. Böyle bir cephe olsaydı Gazze'de bir soykırıma izin verilmezdi, örneğin. Aslında tek tek ülkeler buna karşı, Birleşmiş Milletler (BM) dahil olmak üzere. İran saldırısına da. Ama bunu engellemeye güçleri yetmedi. Çünkü bunu sürdürmek isteyen ABD ve İsrail var başta. Barışçıl, demokrasiden yana ülkelerin üçüncü bloğuna ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. En büyük eksiklik olduğunu görüyoruz daha doğrusu. Türkiye içinde ise tam da bunu gözlüyoruz. Son 20 yılda toplumda düşmanlıkların arttığı, çürümenin, birbirine güvenin, sahtekarlıkların liyakatsizliklerin arttığı bir ortam var. Bu da saldırma niyeti olanların iştahını kabartan bir şey. Asıl mesele demokratik bir toplumun, birbiriyle barışık demokrasi içinde farklılıklarına saygı gösteren, bunun için de eşit olan bir toplum olmalı. Bu süreç iktidar açısından şöyle bir kaygıyla başlatıldı; yani İran'a saldırı, İsrail tehdidi gibi benzer rejimlerin hepsi yıkıldı. Saddam böyle bir yaklaşım nedeniyle kendi ülkesinin işgale uğramasına neden oldu. Esad rejimi aynı şekilde. Türkiye'de de toplumun bu bölünmüşlüğü, Kürt-Türk diye ayrışması ve savaş ortamı Türkiye açısından çok büyük bir zafiyetti" ifadelerini kullandı.
MA / İbrahim Açıkyer